Salgın ve Toplum Ruh Sağlığı

Koray Başar

Anahtar Kelimeler: COVID-19, ruh sağlığı, depresyon, anksiyete

Konuşma Özeti:
COVID-19 salgınının psikososyal etkilerinin hastalıktan doğrudan etkilenmeyen kişileri de içerecek şekilde tüm toplum kesimlerinde görülebileceği salgının ilk günlerinden itibaren bilinmekteydi. Salgınının ülkede yayılma hızı ve şiddeti, kişilerin kendileri veya yakınlarında hastalık görülmesi, karantina, hastalıkla ilişkili kayıplar bu etkilerin önemli bir bileşenini oluşturuyordu. Ancak bunun ötesinde, salgınla ilişkili alınan tedbirler, bu nedenle yaşanan ekonomik zorlanma, çalışma ve eğitim üzerine etkileri ve kapanma nedeniyle tüm toplumsal etkileşimin ve hareketliliğin kısıtlanmasının etkileri de yadsınamayacak ruhsal etkilere neden olmuştur. Salgından tüm toplum etkilense de, her grup aynı şekilde etkilenmemiştir. Sağlığın sosyal belirleyicilerinin hemen tüm ruhsal ektilerde önemli rol oynadığı salgın döneminde yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Kadın olmak, ırk, etnik köken, cinsel kimlik açısından ayrımcılığa maruz kalan gruplardan olmak, ruhsal ve bedensel süreğen hastalık ve engel durumları ve tüm bu koşulları kesecek şekilde düşük gelir düzeyi, işsizlik, iş kaybı, yalnızlık ruhsal etkilerin daha şiddetli ve uzun süreli olmasına neden olmuştur. Salgının hem ruhsal hem de bedensel etkileri açısından en önde gelen risk grupları arasında sayılan sağlık çalışanları da, başta ön safta hizmet verenler ve kadınlar olmak üzere etkilenmiştir.

Erken dönemde stresle ilişkili depresyon, anksiyete, gerginlik belirtileri, uyku ve dikkat sorunları önemli ölçüde artmış, özellikle kapanmanın olduğu dönemde yüksek seyretmiştir. Daha sonra bu artışın da her grupta eşit olmayacak şekilde azaldığı, ancak salgın öncesi dönemin üzerinde olduğu saptanmıştır. Bu dönemde tüm toplumu temsil edecek örneklemlerle, salgın öncesi ile karşılaştırma yapmaya imkan verecek tasarımlarla yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların verileri kullanılarak yapılan metaanalizler, başta depresyon olmak üzere erken dönemde saptanan ruhsal bozukluk belirti artışının, birçok çalışmada dörtte bir oranında, devam ettiğini göstermiştir. Düşük gelir düzeyi olanlar ve gençlerde etkiler daha belirgin olduğu gibi daha uzun da sürmüştür. On sekiz yaş altında da, homojen olmayacak şekilde, özellikle eğitime devam edilemeyen dönemlerde belirginleşen etkilenme gösterilmiş, yüksek depresyon ve anksiyete belirti düzeyi, ruhsal belirtilerle acil servise başvuru oranlarında artış bildirilmiştir. İntihar hızında salgının ilk aylarında artış saptanmamış, bazı bölgelerde düşüş bildirilmişse de, salgının altıncı ayından itibaren kadınlarda daha belirgin olmak üzere artışa işaret eden bulgular mevcuttur.

Stresle ilişkili ruhsal belirtilerde artışın tümü ruhsal bozukluk olarak değerlendirilemez. Bir bölümü böyle bir zorlanmaya verilen olağan tepki olarak değerlendirilmelidir. Ancak yukarıda değinildiği gibi toplumun önemli bir bölümünde artış ruhsal bozukluk eşiğini aşacak düzeydir. Tüm bu gelişmeler ruh sağlığı hizmetine gereksinimde artışı beraberinde getirmişse de, salgın sırasında sağlık hizmeti ağırlıklı olarak COVID-19 ile ilişkili uygulamalara yöneltilmiştir. Psikiyatri ve diğer ruh sağlığı hizmetlerine öncelik verilmemiş olması bu sorunların boyutunun daha da şiddetlenmesine neden olmuştur.

Türkiye Psikiyatri Derneği salgının başlangıcından itibaren salgın yönetiminin psikososyal yönü de dikkate alarak sürdürülmesi gerektiğini vurgulamış, yöneticilere ayaktan ve yatarak psikiyatri hizmetiyle ilgili kaynak sağlamış, modeller geliştirmiştir. Hâlâ da bu alanda tüm toplumu kapsayacak, ancak özellikle daha fazla risk altında olduğu gösterilmiş gruplara öncelik verecek bir eylem planına ihtiyaç vardır. Halen en etkili müdahale kabul edilen aşılanmada bbu eşitsizliklerin dikkate alınması gereklidir. Toplumlar arasında salgının ruhsal etkileri ile ilgili farklılıkların salgın yönetiminde ruhsal gereksinimlerin gözetilmesinin yanı sıra toplumsal yaşamın başta çalışma ve eğitim olmak üzere diğer alanlarında yaşanan mağduriyetler konusunda uygulanan koruyucu politikalarla ilişkisi açıktır.